Özlemce Şeyler > Yazar - Kitap Önerileri > Tutkulu ve İmkansız Bir Aşkın Öyküsü: Kabuk Adam

Tutkulu ve İmkansız Bir Aşkın Öyküsü: Kabuk Adam

Aslı Erdoğan Kabuk Adam

 Kabuk Adam, “Geleceğin 50 Yazarı” arasında gösterilen Aslı Erdoğan’ın 1994 yılında yayımladığı ilk kitabı. Bugün sizlere Kabuk Adam Tony’den bahsedeceğim.

Kabuk Adam, tavsiye üzerine okumaya başladığım ve bir solukta bitirdiğim bir kitap. İnsanı birden içine çekiyor.. Tropiklerde yaşanan tutkulu, masum ve imkansız bir aşka tanık oluyorsunuz. Aslı Erdoğan, tılsımlı cümlelerle anlatıyor Kabuk Adamı, yani Tony’yi.

Önemli olan çekicilik miydi, yakışıklılık mı yoksa paylaştıklarınız mı?

Hangisiydi önemli olan? Çirkinin gönlü güzele düşmez miydi ya da güzelin gönlü çirkine?

Aslı Erdoğan, kitabında Kabuk Adam’dan şöyle bahsediyor:

Size Kabuk Adamın öyküsünü anlatacağım, tropik bir adayı, cinayet ve işkencenin, şiddetin bataklığında filizlenen bir aşkı, içinde yetiştiği toprak kadar acı dolu bir aşkı anlatacağım. Çıldırtıcı gücünü sonuna dek yaşanmayan arzulardan, en gizli hayallerden alan bir tutkuyu, ölümle yaşamın sınırında kurulan mucizevi bir dostluğu ve bütün yıkımların nedeni olan korkuyu, insanın en temel özelliği olan korkusunu, alçaklığını, umutsuz yalnızlığını…

Tropiklerde, o gözden ırak adada öğrendim ki, cennetle cehennem iç içedir, ancak bir katil bir peygamber olabilir ve insan bir başkasına, aynı karabüyü ayinlerindeki gibi, dönüşebilir, çünkü insanın tam zıddı gene kendisidir.”

Aslında yazmak istediğim o kadar çok şey var ki. Kitabı okumayanlara haksızlık yapmak istemediğim için yazımı burada tamamlıyorum. Aslı Erdoğan’ın kitapları, dili ve anlatımı gerçekten muhteşem. Kabuk Adam ise en sevdiğim, okumanızı mutlaka tavsiye ederim.

Aşkla kalın. 🙂

Bunları da okumak isteyebilirsiniz

  7 yorum - “Tutkulu ve İmkansız Bir Aşkın Öyküsü: Kabuk Adam

  1. mehtap
    14/10/2017 at 1:35 pm

    aşk yok diyenler var şimdilerde, yaşamadan inanılamayacak kadar muazzam olduğundan lan acaba yok mu diye düşünülmesi normaldir. zorlarsan allah var mı yok mu elmayı görüyosun gibi boka sarabilme potansiyeli vardır.

    ama aşk diye bi şey var arkadaşlar. ha sonsuzdur değildir bilemem ama 400 küsur gündür her dokunduğunuzda her sarıldığınızda veya sesini her duyduğunuzda heyecanlanıyorsanız bu aşktır.

    saatlerce dertten kederden ölmüşken gözlerin ağlamaktan şişmişken (ağlanan konu o değil ha) yanına geldiğinde kuş gibi hafif hissediyorsan, adam/kadın sende antidepresan etkisi yaratıyorsa bu aşktır.

    birinin sadece var olduğunu bilme düşüncesi bile seni mutlu edebiliyorsa bu aşktır.

    değilse ben delirdim herhalde…

    ilk kez aşık olmuşum yedirtmem. bağırın ulan aşk diye bir şeyin var olması diye!

  2. hami
    14/10/2017 at 1:35 pm

    aşk diye bir şey yoksa 38 dakika boyunca camda niye bekledim gittiğim cafedeki masaya niye onun adını yazdım niye her attığı story nin ss ini aldım niye 7/24 onu düşünüyorum niye onun için her şeyi göze aldım adı başka bişeyse bilemem ama aşk diye birşey var çok seviyorum be onu şule seni çok seviyorum ben senin için ölürüm.

  3. feride
    14/10/2017 at 1:36 pm

    günümüzde her şeyi çabucak tüketmeye çok alıştık. başarıyı mesela. örnek verelim bir futbol takımımız şampiyon olduğunda yerlere göklere koyamayan taraftarları yeni sezonda olası bir başarısızlık da yönetim istifa nidaları atmaya başlıyor. teknolojiyi de tüketiyoruz. beş yetmiyor altı alıyoruz sonra yediyle yetinmeyip 8’i bekliyoruz. çünkü bu şekilde olmamız isteniyor. tüketmemiz ve mutsuz olmamız. böylece mutlu olmak için arayışa geçtiğimiz anda kapitalizmin kollarında buluyoruz kendimizi. sevgilinden ayrıldın mesela yapabileceğin olası şeylere göz attığımız da olası bütün seçenekler bu sisteme kazanç sağlayacak olan şeyler. alışveriş yapmak, spora gitmek, saçını kestirmek vs. böyle bir sistemde hazır tüketmeye alışmışken sevgiyi de aradan çıkarıyoruz farkında olmadan. aşk yetersiz geliyor ya da değeri bilinmiyor. fiyatı olan şeyler yüzünden değeri olan şeyleri kaybediyoruz kısacası.

  4. tutku
    14/10/2017 at 1:36 pm

    şu herkesin bir şeylere diretmesini anlayamıyorum. yok aşk diye bir şey varmışmış, sen aşık olmadığın için bilemezmişsin, yok sadece bir kere yaşanırmış, yok aşk yalanmış yokmuş öyle bir şey. sana vardır aşk bana yoktur belki, sen bir kere aşık oluyorsundur ben on defa oluyorumdur. aşk ne biri yok dediği için yok olan, ne de biri var dediği için var olan bir şeydir. sende varsa, acısını çekiyorsan çek ama git az ötede çek acını. bitmek bilmeyen aşk acılarınız çok baydı çünkü gerçekten. kalbim acıyor, canım yanıyor diyen arkadaşların bir süre sonra başkası için kalbinin yandığına da yine biz şahit oluyoruz. ee hani bir kereydi bu aşk? çok takmayın canlarım geçer o acı, hayatta bâki olan ne var sanki?

  5. cavit
    14/10/2017 at 1:37 pm

    kısmen doğru olan önerme. insanlar arasında aşk diye bir şey yoktur. aşk, insana hissedilemeyecek kadar yüce bir duygudur. allaha aşık olunur ancak. meleklere, s.a.v efendimize aşık olunur. insanlar arasında sevgi olur, hoşlanma olur, o kadar. erkek dölleyeceği bir yumurta arar, kadın ise kendisini ve doğacak yavruyu koruyacak ulu bir dağ. buldukları andan itibaren de ömür boyu birbirlerine aşıkmış gibi yaparlar. tüm mesele bu.

  6. yasemin
    14/10/2017 at 1:37 pm

    aşk yoktur, libido vardır.
    nitekim bence aşkın olmadığını bilen kişi bile aşk denilen seraba kendini kaptırmak ister. çünkü bir insan çölde nasıl susuzluk çekiyorsa insan beyni de boşluğunu doldurmak adına duygu arar, duygular yaratır. bu yüzden aşk bence bir seraptır, maddesel gerçeklerin dışına çıkma uğraşıdır. fark ettiyseniz aşık olunan kişiye her zaman olduğundan fazla değer verilir. beynin yapısına bağlı olarak bu değer sanatsal özelik taşıyabilir, insan aşık olduğu için şiir yazar, resim çizer, şarkı yapar… bu yönüyle aşk, sanatla da bağdaştırılabilir.

  7. şermin
    14/10/2017 at 1:38 pm

    durun iki kelam da ben edeyim. ayrılalı 5 gün 13 saat kadar olmuş şurada. çektiğim şeyin ne olduğunu tam anlamıyla tarif etmek uzun sürer. bayağı uzun hem de. anlatınca yarım saat sürüyor ağlamalar sızlamalar dahil. o yüzden geçiyorum oraları. ama yukarıda bir yerde gördüm, demiş ki “ben artık x kişisini seviyorum seni terk ediyorum onunla mutlu olacağım, diyen sevgiliye, madem sen öyle mutlusun, ben de senin mutluluğunla mutlu olurum, git” diyen kişi aşka en yakın kişidir diye. haklı. o kadar sevmek başka iş. bencilce seviyoruz biz. ben öyle seviyorum en azından. benim olsun. başkası bakmasın, baksa da benim sevdiğim başkasına bakmasın. yan gözle yani. içinden, benden başkası geçmesin. romantik duygusal şeyler görüp yaşadığında aklına benden başkası gelmesin. güzel zaman geçirdiğinde aklına ben geleyim, keşke o da burada olsaydı, desin. ha ama olur mu olmaz mı bilemem böyle bir şey. ben obsesif bir şekilde bağlanıyorum. zaten okb spektrumuna dahil biriyim muhtemelen. hayatımın bir düzen unsuru oluyor hayatıma gerçekten almak istediğim, o karında kelebeklenmeyi hissederek hayatıma aldığım kişi. onun gidecek ya da gitmiş olması da, düzenimi bozuyor. o yüzden üzülüyormuşum bir yandan da.
    aşk diye bir şey var mı, bilemem. buna yorum yaparım en fazla. fikrimi söylerim. hissettiğim şeyler aşk mıydı bilmiyorum. ama gerçek şu ki, yalnız doğduk, yalnız öleceğiz. her şey ne kadar güzel giderse gitsin, ne kadar seversek sevelim, bir gün tüm bunların bitme ihtimali her zaman saklı. bitebilir. bitmese de birimiz öleceğiz. o yüzden, mutlu olmaya bakmak, ve bana kalırsa, sonuncudan aldığım en büyük ders olarak, doğru kişiye değer vermek lazım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir